12.3.2013 WİR FAHREN NACH BOCHUM
Dün sabah saatlerine kadar polis merkezinde tutulan arkadaşlarımızın bırakılmaları için bekledik. Bizim beklediğimiz karakolun ön kapısından kimseyi bırakmadılar. Tek tek bıraktıkları arkadaşlarımızı arka kapıdan bıraktılar.
İçerdeki arkadaşlarımızı beklerken yaratıcı şeyler geliştirdik. İçerde olan arkadaşlarımızın adını yüksek sesle bağırıyorduk. Sürekli sloganlar atıyorduk. Komşular bizim için çay, kahve ve yiyecek, battaniye getirdiler. Karakolun önündeki bekleyişimiz sabah saatlerine kadar sürdü. Karakolun arka kapısından bırakılan her arkadaşımızı slogan ve marşlarla karşılıyorduk.
Bekleyiş sırasında tüm şehir uyudu ve biz tuvalet bulmakta zorlandık. Her zaman olduğu gibi doğa ana bağrını açtı bize.
Bekleme süresi geç saatlere kadar uzadıkça insanların sayısı biraz azaldı. Dün gece, öncekilere göre havalar biraz daha soğuktu. Soğuk sorununu da dans ederek çözdük.
Dün gece herkesi bıraktılar ama iki mülteci arkadaşımızı bırakmadılar. Onların kimlik ve adreslerinin tespit edilemediğini söylediler. Avukatlar durumla ilgilendiler ve arkadaşlarımız bu sabah bırakıldılar.
Bu sabah, basın konferansı yaptık. Toplantıya çok sayıda gazeteci gelmişti. Dünkü polis saldırısını ayrıntılı bir şekilde anlattık onlara. Ayrıca bir yıllık direnişimizle ilgili olarak onları bilgilendirdik. Onlar daha çok polisin neden şiddet kullandığını soruyorlardı. İzolasyon içinde olan mülteci kamplarını ve mülteci politikalarını protesto etmemiz polisin bize karşı şiddet kullanması için yeterlidir. Yasakları, kontrol toplumunun kurallarını çiğnediğimiz için bize karşı öfkeyle saldırıyorlardı.
Hepsi değil ama bazı gazeteciler biz de suç aramaya çalışıyorlardı. Onlar bizim mülteci kampı ziyaretlerimizin yeni olmadığını, yasak ve izolasyon uygulamalarını tanımadığımızın yeni olmadığını bilmiyormuş gibi davranıyorlardı. Polisin şiddetinde haklı bir neden aramaya çalıştılar ama bulamadılar.
Basın konferansında, kameraya aldığımız saldırı görüntülerini basın mensuplarına gösterdik.
Dün gece, arabalarımızın anahtarları gözaltında olan arkadaşlarda kalmıştı. Bu nedenle sokaklarda kalan arabalarımızın kapıları açık kalmıştı. Ancak aktivistler saatlerce bu arabaların başında beklediler ve içerden çıkan arkadaşlarımızdan anahtarları alarak arabalarımızı getirdik.
Köln‘de uygulanan polis şiddeti, bu günkü günlük gazetelerde çıkmıştı. Polis saldırısı ile ilgili haber yazıları ve fotoğraflar koymuşlardı.
Bu gün sat 17′de Berlin Oranienplatz‘daki arkadaşlarımız bize gerçekleştirilen polis saldırısına karşı protesto eylemi yaptılar. Eyleme ikiyüz kişi katıldı.
Dün gece karakolun önünde beklerken bir ara çok üşüdük ve biraz ısınmak için küçük otomobilin içine girdik. Beş kişi yorgun bir vaziyette otomobilin içinde otururken birden etrafımızı polisler sardı. Ellerindeki fenerleri gözlerimize tuttular ve bizim burada ne için beklediğimizi sordular. Kimlik göstermemizi istediler. Biz de onlara kimliğimizin bulunmadığını ve burada göz altındaki arkadaşlarımızı beklediğimizi söyledik. Önce kimlik göstermek için epey tartıştılar ama daha sonra şeflerine durumu bildirdiler. Arabanın içinde olay çıkarmadan oturmamızı tembihleyerek iyi geceler dilediler bize. Daha fazla kişiyi göz altına alıp başlarına bela etmek istemiyorlardı.
Bochum‘a gitmek üzere yola çıktık ve kar yağışı başladı. Arabanın camları buharlanıyor. Dışarıyı görmekte zorlanıyyor insan.
Bochum‘a yolculuk sırasnda kar yağmaya başladı. Yerlerdeki kar miktarı epeyce yükseldi. Bu şehirde bir sosyalist derneğe geldik. Bu dernekte bizim için vejeteryan yemekleri yapılmıştı. Yemekleri bir Afganistanlı arkadaş yapmıştı.
Bochum‘da konakladığımız dernek, mekan olarak kullanışlı bir yerdi. Buradaki geniş tiyatro salonunda panelimizi yaptık. Önce Embryo der Freiheit filmini gösterdik, filmin ardından direnişimizin bir yıllık tarihi hakkında bir konuşma yaptık. Tekrar otobüs turu ile ilgili video çekimlerini gösterdik. Başka bir arkadaş, mülteci kamplarında yaşanan yaşamsal sorunları anlatan bir konuşma yaptı. Etkinliğimiz film ve konuşma biçiminde devam etti. Son bölümde de izleyicilerin sorularını yanıtladık. Köln‘deki polis saldırısında bacağından yaralanan arkadaş mülteci kamplarındaki insanlık dışı koşulları analtırken. İzleyiciler içinde bulunan bir kadının gözünden yaşlar akıyordu. Arkadaş mülteci kamplarında hep aynı yemekleri yemek ve her gün aynı şeyleri yaşamak insanın psikolojisini bozuyor diyordu. Her kes aynı tür kıyafeleri yiyor. Her kes aynı tür yemekleri yiyor. İnsanları hep aynı ilaçlar veriliyor diyordu.
Bu arada bu gün aldığımız bir habere göre, birlikte özgürlük yürüyüşü gerçekleştirdiğimiz arkadaşlar yeni bir otobüs turu planı çıkartmışlar. Yakında diğer mülteci kamplarına doğru yeni bir otobüs turu daha başlayacak. Böylece artık direnişin yayılmadığı mülteci kampı, şehir, köy kalmayacak. Bulunduğumuz yerlerden çıkarak bu izolasyon kamplarını basmaya devam edeceğiz.
Bundan sonraki durağımız Osmabrück Bramsche mülteci kampı olacak.
12.3.2013
Turgay Ulu
Bochum

11.03.2012 GOTHE ÜNİVERSİTESİNDEN KÖLN‘E
Devrimci otobüs turumuz devam ediyor. Dün gece Frankfurt‘ta bulunan Gothe üniversitesinde düzenlediğimiz etkinlik iyi geçti. Hdlem etkinliğe katılan insan sayısı fazlaydı. Hem de direnişimize duyulan ilgi yüksek bir noktadaydı. Alman aktivistlerden biri; bu kadar coşkuyu, bu kadar çok afiş ve bildirii bir arada görmek çok güzel diyordu.
Akşam, her birimizi Frankfurt‘ta bulunan aktivistler evlerinde misafir ettiler. Biz iki kişi Darmstat‘a gittik. Orada benim arkadaşım vardı. Bizi evine götürdü. Sohbet ettik. Gelecekle ilgili planlamalar yaptık. Onlar da Darmstat‘dan topluca 23 Mart‘ta düzenleyeceğimiz büyük devrimci mülteci yürüyüşüne gelecekler.
Marks‘ın Kapital‘inden öğrendiğimize göre Kolonya ilk defa Köln şehrinde üretildiği için ismini bu şehirden almış. Şimdi yolculuğumuz Köln‘e doğru ilerliyor. Köln‘deki aktivistler orada bir etkinlik programı yapmışlar.
Sabah saatlerinde hava güneşli ve sıcaktı. Ancak gün öğlen vaktine yaklaşırken hava soğumaya başladı ve yağmur yağmaya başladı. Arkadaş montunu Stuttgart‘da unutmuştu. Evinden kaldığımız arkadaşım montunu ona verdi böylece bugünkü soğuktan korunmuş oldu.
Akşam evinde gecelediğimiz arkadaşta giysilerimizi değiştirdik. Kirli giysileri makinede yıkayıp Berlin‘e getirecek.
Köln‘e doğru ilerlerken bir binzinlikçide mola verdik. Her mola sırasında olduğu gibi burda da müzik eşliğinde dan ettik. Bu gün yeni bir halay türünü denedik. İki kişilik bir halay bu. Önce iki kişi ayakları yerinde sayıyor ardınan önce sağa ve sonra sola doğru iki adım ilerliyor, daha sonra da geri geri adımlayarak yerinde saymaya devam ediyor. Müziğin ritmin göre hızlanarak yapılıyor aynı hareet. İki arkadaş daha bu halayı öğrendi ve artık bunu yapmaya devam edeceğiz.
Benzin istasyonlarında her şey çok pahalı. Bu nedenle oralardan alış veriş yapmıyoruz. Tuvaletler de pahalı ve biz tuvalet işini doğadan karşılıyoruz. Doğada her paralı değil. ç
KÖLN‘DE SOKAK SAVAŞI
Köln‘e korna sesleriyle ve sloganlarla girdik. Arabanın penceresinden kırmızı yumruklu bayrağımızı dalgalandırdık. Köln şehrindeki araçlardan korna sesleriyle bizi desteklediler. Köln‘deki sosyalist dayanışma derneğine gittik. Derneğin önünde aktivistler bizi bekliyorlardı. Hemen kısa bir toplantı yaptık. İki gruba ayrılarak iki mülteci kampına gittik. Mülteci kampı, şehrin içinde bir yerdeydi. Açık demir kapıdan içeri girerken kamp yettkilisi bizi engellemek istedi ama ir kişi demir kapıyı tuttu ve hepimizi içeri girdik. Kamp kapılarını çaldık, dışarı çıkan mültecilerle sohbet ettik, değişik dillerde yanımızda getirmiş olduğumuz bildirileri dağıttık. Sloganlar atarak ve „Gün Doğdu“ marşını söyleyerek kampın dışına çıkarken polis sürüsü üstümüze çullandı. Birbirimize kenetlendik fakat polis üzerimize biber gazı sıkınca birbirimizden koptuk. Gözlerimiz yandı. Polis bir grubu ablukaya aldı.
Polisler yanlarında köpek getirmişlerdi. Bu köpekler bizim üstümüze saldırıyorlardı. Uzun süren dövüşmeden sonra polisler 19 kişinin kollarını bükerek ve kelepçeleyerek göz altına aldılar. Polisler, gözlerin içine doğru biber gazını sıkıyorlardı. Bugünkü sokak çatışmasının sonucunda 3 kişi yaralandı, birisi hastaneye kaldırıldı.
Hemen aramızda sokak ortasında bir toplantı yaptık ve karakolun önüne gitmeye karar verdik. Karakolun önüne daha sonra başka insanlar da geldiler ve kalabalık bir grup olarak gözaltındakilerin serbest bırakılması için sloganlar attık. Ayrıca samba müzik grubu da müzik yaparak içerdekilere destek verdi.
Gece beklerken hava çok soğuktu ve biz üşüdük. Gözaltındakiler önce kimlik bildirimi yapmadılar ve slogan attılar. Bu nedenle polis onları tek tek hücrelere koydu. Gece 4′e kadar içerdekilerin bir kısmını tek tek bırakdılar. Ancak iki mülteci arkadaşı bırakmadılar. Onları hakime çıkaracaklarını söylediler.
Evet biz topluca bir kültür sentrumda bir kaç saat uyuyup uyandık. Hala iki arkadaşımızı bırakmadılar. Bir arkadaşın kimliği yanında yok. Adres olarak direniş merkezimiz olan Berlin Oranienplatz‘ı vermiş ancak polis bunu kabul etmemiş. Biz şimdi bir avukat ayarlamaya uğraşıyoruz.
Bu gaün saat 11′de basın toplantısı yapacağız ve ardından Bochum‘a doğru yola çıkacağız.
11.3.2012
Turgay Ulu
Köln

09.03.2012 DEVRİMCİ YOLCULUK FANKFURT‘A DOĞRU
Kalsruhe‘de gerçekleştirdiğimiz yol kesme eylemi oldukça yankı yarattı. Ana caddeleri trafiğe kapatma yöntemi devam ediyor. Augsbur‘ta pislik içinde gördümüz mülteci kampındaki manzaraya çok öfkelenmiştik, o öfkeyle ana yolu trafiğe kapatmıştık. Dünkü yol kesme eylemi otobüs turundaki üçüncü yol kesme eylemi oldu.
Dün akşam, gözaltındaki arkadaşa neden kriminal vaka dediklerini arkadaş serbest bırakıldıktan sonra öğrendik. Arkadaş, kendisine vuran polisin elini tutarak ısırmış. Bu ısırma eğlemine polis kriminal dedi. Onlara karşı şiddet kullandığımız iddia edildi.
Polisin bize yumruk, tekme ve coplarla vurması şiddet değil; bizim polisin elini ısırmamız şiddet oldu. Şiddet tartışması eski bir tartışmadır. Her sınıf şiddet sorununa kendi çıkarları açısından yaklaşır. Haksız savaşlara, faşist saldırılara şiddetla karşı çıkmak bir insan hakkıdır. Onların bombalarını, silahlarını, coplarını ve yumruklarını ısırmaya devam edeceğiz. Bizim şiddetimiz haklı bir şiddettir. Kapitalist ve faşist şiddete, şiddetle karşı çıkmak meşru bir haktır. Sömürü, işgal, savaş, işkence yapanlar suçludur. Bunlara şiddetle karşı çıkmaktan başka seçenek bulunmuyor.
Bu sabah, Karlsruhe‘de düzenlediğimiz basın toplantısına gazeteciler gelmedi. Polis gazetecileri bizim eylemlerimizle ilgili haber yapmamaları için uyarmış. Hiç önemli değil. Biz polis saldırısını kameraya aldık ve tüm medya ortamında yayınladık. Kendi haberimizi kendimiz yapabiliyoruz. Eylemi de kendimiz yaparız, yazıyı da kendimiz yazarız, haberi de kendimiz yaparız ve filmlerimizi de kendimiz yaparız. Devlet güdümlü gazetecilere ihtiyacımız yok.
Yollarda mola verdiğimiz zaman Bandista‘nın müzikleriyle dans ediyoruz. Ya da Afrika ve ya Arapça müziklerle dans ediyoruz. Eğer müzik dinleyecek aletlerimiz yoksa, bu sefer kendimiz söylüyoruz ve dans ediyoruz, halay çekiyoruz.
Dün bir kadın arkadaşın evinde konakladık. Önce antifaşist bir derneğe gittik. Oradaki aktivistlerle sohbet ettik. Yol kesme eylemi ve yapılacak dayanışma yürüyüşleri üzerine görüş alışverişinde bulunduk. Dünkü çatışmadan sonra biraz yorgunduk. Dernekte bizim için hazırlanan vejeteryan yemekleri yedik ve gecelemek için arkadaşın evine gittik. Bir çok odası olan bu evde duş yapma imkanımız da oldu. Sabah erkenden arkadaş bizim için kahvaltı hazırlamıştı.
Artık „özgürlük“ sloganı bizim temel sloganımız oldu. Bu sloganı değişik dillerde atmayı öğrendik. Özgürlük, azadi, hürriye, freiheit, fridoom, liberte, libertad gibi değişik dillerde bu sloganları atıyoruz. Bizim mücadelemizin temel hedefi özgürlüktür. Bu sloganın değişik dillerde yazılı olduğu sarı bayrak Berlin Oranienplatz‘daki direniş çadırlarımızda kaldı. Ama biz değişik yöntemler buluyoruz. Bir tahta zemine ateş külüyle özgürlük sloganını değişik dillerde yazdık.
Hızlı geçen gündelik eylemler içinde bazen dünyadaki gelişmeleri geç öğreniyoruz. Yoksulların dostu Hugo Chavez‘in öldüğünü gecikmeli olarak öğrendik. Chavez‘in cenazesine 2 milyon kişi katılmış. Chavez halkçı biriydi. Venezüella‘daki açlık ve yosulluk sorununu çözmek için önemli işler yaptı. Popülist uygulamaları ve bazı yanlış pratikleri oldu. Ama Chavez yoksulların dostu ve emperyalizm karşıtlığı ile tarihteki yerini aldı. Bazen anti emperyalizmi gerici, ulusalcı rejim ve kişiliklerle ittifak olarak algıladı ve yaptı, bunların eleştirilmesi gerekir. Ama Chavez halkçı bir devrimciydi. Bu nedenle yoksul halklar onu sevgiyle anacaktır.
Oberursel‘de Kontraplak Mülteci Kampı
Frankfurt‘a vardığımıza hemen mülteci kampına geldik. Yan yana iki kontraplak bina var. Kampın önüne vardığımızda aktivist arkadaşların bizi beklediğini gördük. Hemen pankartalırımızı açtık, afişleri her yere yapıştırdık. Bir süre sonra binaların içine girdik burada da trajik hayat hikayelerine tanık olduk.
19 yıldır Almanya‘da yaşayan bir kadınla tanıştık. Kadın Alman vatandaşı ama evi ve işi olmadığı için yıllardır bu kampta yaşıyor. Tuvaletlerin ve banyonun resmini çekmiş. Bize bu resimleri gösterdi. Bir gazeteciyle birlikte kadınla konuştuk. Kadın hayat hikayesini anlatırken bir süre sonra ağlamaya başladı. Bizim emektar aktivist arkadaşımız da bu hikayeye dayanadı ve o da ağlamaya başladı ve bizim yanımızdan kaçarak, binanın arkasında çömelerek ağladı. Alman vatandaşı olan İranlı kadının yapmadığı iş kalmamış. Ama sonunda işsiz ve evsiz kalmış.
Kampı dolaşırken küçük bir çocuğa rastladık. Çocuk Türkçe konuşuyordu. Adı Reco‘ymuş. Hemen benimle sohet etmeye başladı. Aktivist arkadaş ona şekerler verdi. Reco‘nun ailesi Makedonyalıymış. Bir süre Reco ile sohbet ettikten sonra üst pencereden ailesi bizimle diyaloğa girdi. Bir kaç kadın Türkçe konuşuyorlardı. Onlar Roma ailesiydi. Burada hiç bir şeyin olmadığını anlatıyorlardı. Çocukların oynayabileceği bir alan yok. Çocukların okula gitme imkanları yok. Altı kişi küçük bir oda da yaşıyorlar. Kadınlarla pencereden sohbet ederken bizi içeriğe kahve içmeye davet ettiler. Kadınlar, içeride çok sayıda böceğin olduğunu söylediler.
Almanya devleti, Roma insanlarını sınır dışı ediyor. Bu aile de sınır dışı edilmekten korkuyor. Makednoya‘da seçimler yaklaşıyor. Makedonya‘da can güvenliklerinin olmadığını anlatıyorlardı.
Aktivist bir arkadaş okul arkadaşıyla bu kamp ziyareti sırasında tesadüfen karşılaştı. Onun üniversitesinde de panel yapacağız. Direniş ilginç buluşmalara vesile oluyor.
Üniversitede Seminer
Mülteci kampını ziyaret edip vedalaştıktan sonra, daha önceden programlanmış olan seminer için bir üniversiteye geldik. Burada bizim için yemek hazarlanmıştı. Bizim etkinlik yapacağımız binanın hemen yakınında da 8 Mart dünya emekçi kadanlar günü ile ilgili bir etkinlik vardı. Diğer yandan üniversite öğrencileri de bir protesto etkinliği düzenlemişti. Biz kırmızı yumruklu bayraklarımız ve pankartlarımızla sloganlar atarak üniversitenin bahçesine girdiğimizde onlar da bize destek sloganları attılar.
Üniversitede ilk girdiğimiz salon küçük geldi. İnsanlar kalabalıktı. Bunun üzerine biz daha büyük bir salona geçtik. Önce bir yıllık direnişimizle ilgili bir konuşma yaptık. Bunun ardından bir ara vererek „Embryo der Freiheit“ filmimizi gösterdik. Filmin ardından tekrar direnişimizin değişik eylem ve etkinlikleri hakkında değişik direnişçi arkadaşlar konuşmalar yaptılar. Aralarda gene özgürlük yürüyüşümüz ve direnişimizle ilgili filmler gösterdik, konuşmalar yaptık. Salonda bulunan insanların sorularını yanıtladık. Özellikle mülteci kamplarının içinden çektiğimiz film ve röportajlar izleyicileri etkiledi. Mülteci kamplarındaki izolasyonu ve temiz olmayan tuvalet ve duş yerlerini ya da mutfakları biz kameralarla çekerek belgelemiş oluyoruz.
İzleyiciler, daha çok şimdiye kadar gerçekleştirmiş olduğumuz eylemler sonucunda bir kazanım elde edip etmediğimizi sordular. Parlemento ile yaptığımız görüşmeleri, residenzpflischin bir kaç eyalette kaldırılmış olmasını anlattık onlara. Ama bizim başarımızın esas olarak sürekli sokaklarda özgürlüklerimiz için mücadele ediyor olmamızdır. Desteğimizi ve gücümüzü halaktan alıyoruz.
9.3.2012
Turgay Ulu
Frankfurt

08.03.2013 STUTTGART‘TA MÜLTECİ KAMPI ZİYARETİ VE BASIN AÇIKLAMASI
SOKAK ÇATIMASI
Stuttgart‘ta ziyaret ettiğimiz büyük mülteci kampında kalan irkadaşlardan bazıları bizim Berlin Oranienplatz‘daki direniş çadırlarımızda kalmışlardı. Bu nedenle bu kampın içinden kontaklarımız vardı. Bizim buraya geleceğimizi biliyorlardı ve daha öncesinden bu kampta kalan mültecilerle direniş üzerine konuşmuşlardı.
Üzerinde „mülteci devrimi yürüyüşü“ yazan arabalarımızla büyük kampın bahçesine girdik. Sloganlarımızı duyan insanlar camlara çıktılar. Bazıları bizi canların önüne çağırıp ne yapmakta olduğumuzu sordular. Bir süre sonra insanlar aşağıya inerek bizimle yüz yüze konuşmaya başladılar.
Yanında kamera olan bir arkadaşla birlikte kampın içine girdik. Bu kamp temizlİk açısından çok kötü görünmüyordu ama hepsinde olduğu gibi burasıda hapishane görüntüsü arz ediyordu. Aynı koridora açılan çok sayıda kapılar vardı. Odalar; iki, üç ya da beş kişilikti.
Kampın içini gezip kameraya çekerken bir Türkiyeli mülteci ile karşılaştık. Yaşı genç olan birisiydi, onun da duldungu varmış. Barada akrabaları varmış ancak o, akrabalarının yanına gitmiyor çünkü akrabaları kendisine soğuk davranıyorlardı. Avrupa‘nın gerçekliği bu, burada insanlar sıcak ve kolektif ilişkiler bulamıyorlar ve kendilerini hep yalnız, tekedilmiş hissediyorlar. Arkadaşın odasında siyah çay içip sohbetler ettik.
Her arkadaş, dilinden anladığı kamptaki mültecilerle sohbet edip direnişimiz hakkında bilgiler verdiler. Bu kamptan bir kaç kişi bizimle birlikte Berlin‘e gelmeye karar verdiler. Diğer insanların bir çoğu da 23 Mart‘ta Berlin‘de düzenleyeceğimiz büyük mülteci devrimi yürüyüşüne katılmak için geleceklerini söylediler.
Akşam saatinde bir otele gittik. Bu oteli kilise de çalışan birisi bizim için ayarlamıştı. Onların yaptıkları programa biz yetişemedik ve otelde gece kalıp bu sabah bir basın açıklaması düzenledik. Direnişimizin tarihi hakkında bilgi verdik.
Bu gün 8 Mart Dünya Emekçi Kadılar Günü. Basın konferansına başlarken ilk sözümüz 8 Mart‘la ilgili oldu. Amerika‘da bir tekstil farikasında yapılan grev sırasında çıkan yangında hayatını kaybeden işçi kadınların anısına bu günün emekçi kadınlar günü olarak kutlanmasını, Clara Zetkin komünist enternasyonale önermişti ve o günden beri 8 Mart dünya emekçi kadınlar günü olarak kutlanıyor. Ancak sorduğumuz bir çok insan bu günün anlam ve önemini bilmiyorlardı. Sadece kadınlar günü olduğunu biliyorlar ama neden olduğunu ve Clara Zetkin‘i tanımayanlar çoğunluktaydı.
Bu gün Berlin‘de bulunan arkadaşlar Postdam‘da mülteci kadın yürüyüşü yapacaklar. Sabah saatlerinde aldığımız habere göre yürüyüş için Berlin‘den yola çıkmışlar bile. Bizim direnişimizde mülteci kadınların sayısı çok az. Bir kaç kişiyi geçmiyor. Almanyalı kadınlar bunun nedenini soruyorlar. Biz de onlara kapitalist sistemin erkek egemen bir sistem olduğunu anlatıyoruz. Kadınların mülteci direnişinde yeterince yer almamasının tarihsel, toplumsal ve kültürel nedenleri var. Bu gerçekliği değiştirmek için kadın çalışması başlattık ve bu çalışmalar iyi gidiyor.
Stuttgart pahalı bir şehir. Burada daha önceleri hep muhafazakar partiler seçimleri kzanıyorlarmış ancak şu anda burda yönetimde bulunan parti yeşil partiymiş.
Stuttgart‘taki işlerimizi bitirdik. Şu anda Karlsruhe‘ye doğru yolculuk ediyoruz. Ancak Stuttgart‘dan çıkmaya hazırlanırken kötü bir şey oldu. Önde bulunan minübüsümüz kalkış yaparken arkada bulunan otomoilimize çarptı. Otomobil‘de bir hasar var. Bir kaç arkadaşı tamir için otomoilin yanında bıraktık ve biz yola devam ediyoruz.
Karlsruhe‘de Sokak Çatışması
Karlsruhe‘deki büyük mülteci kampına vardığımızda, kampın girişinde pankartların asılı olduğunu gördük. Buradaki mülteciler ve aktivistler önceden hazırlık yapmışlar. Bizi sloganlarla karşıladılar. Bizlere sandevüç ve çay getirmişlerdi. Kampın bahçesine ses cihazlarımızı kurduk. Grup Yorum‘dan Çav Bella ve diğer dillerde müzikler dinlettik.
Kampın içine girmek istiyorduk ancak polis buna izin vermedi. Biz de kendi kanunlarımızı devreye soktuk. Bir, iki, üç derken önümüzdeki güvenlikçiler yenik düştü ve kapıları fiilen açarak içeriye girdik. Bu arada neyin ne olduğunu anlamayan bir mülteci de bizim içeri girmemizi engellemeye çalışıyordu. Daha sonra bu kişi bizim izolasyona karşı mücadele verdiğimizi anlayınca, içerdeki insanları dışarı çağırmaya ve eyleme katılmaya başladı. Kampın içinde ve dışında bir süre sloganlar attıktan sonra, yeni eylem modelimizi devreye soktuk.
Kampın hemen önünde bulunan ana caddeyi trafiğe kapattık. Pankartlarımızı açtık ve yerlere uzandık. Arabalardan birinden bir kadın indi ve hastaneye yetişmesi gerektiğini söyledi. Yalnızca onun arabasının geçmesine izin verdik. Uzun bir süre yol trafiğe kapandı. Daha sonra bir polis sürüsü geldi. Bize yumruk ve coplarla saldırmaya başladılar. Karşılıklı kavga epeyce uzun sürdü. Bizi uzun süre yolun dışına atamadılar. Dövüşme sırasında koltuk değnekleri olan bir mülteci yere düştü ve polis onu kaldırmamıza izin vermiyordu.
Polis saldırısını kameraya alan bir arkadaşatan kimlik göstermesini istediler. Arkadaş Almandı, kimliğini göstermek istemiyordu ve polis gözaltına almak istiyordu. Bir yandan polisler arkadaşı çekiştirmeye çalışırken bir yandan da biz arkadaşı vermemek için çekiştiririyorduk. Sonunda arukadaşın üzerindeki filmleri ve fotoğraf makinasını sağlama alıp zulaladık. Arkadaş kimliğini gösterdi ve gözaltına almadılar.
Polisler dövüşme sırasında sürekli kameraya alıyordu bizi. Bir yaşlı aktivist itişme sırasında yere yığıldı ve kısa bir baygınlık geçirdi. Bayılmış adamın başını yukarı kaldırıp ayıltmaya çalışırken, olay yerine gelen bir amblans görevlisi yere düşmüş adamın numara yaptığını söylüyordu.
Bir süre sonra daha kalabalık bir polis sürüsü geldi ve bir arkadaşımızı daha gözaltına almak istedi. Arkadaş mülteci kimliğini verdi polise, arkadaşı göz altına almadılar ama kimliği incelemeye aldılar.
Karlsruhe çok büyük bir kamp. İnsanların bir kısmı dışarı çıkıp eyleme katıldılar. Pankart ve bayraklarımızı alıp taşıdılar. Daha önceki eylemlerde polise faşist değince bize kızan Alman arkadaşlar artık polisin faşist olduğuna inanmaya başladılar. Polisin saldırısını kendileri görmüş oldular. Onlar da polis şiddetine maruz kalıyorlar ve pratikte polisin görevinin ve konumunun ne olduğnu artık anlıyorlar.
Biz yere düşüp bayılan yaşlı Alman aktivisti uyandırmaya çalışırken iki arkadaşımız darbelenerek gözaltına alındı. Şu anda onların tutulduğu karakolun önünde bekliyoruz. Bir kaç avukat geldi yanımıza onlarla bilgi alışverişinde bulunuyoruz. Arkadaşımıza ne yapacaklarını bilmiyoruz. Onları bırakmadan buradan ayrılmayacağız. Eğer yetiştirebilirsek polis saldırısını protesto yürüğüşü yapmayı düşünüyoruz. Polis saldırısının hepsini kameraya alıp belgeledik.
Şimdi avukatın aldığı bilgiye göre biri mülteci ve biri de aktivist olan iki arkadaşımızı yarım saat sonra serbet bırakacaklar. Beklemeye devam ediyoruz. Daha önceki deneyimlerimizden biliyoruz ki polis her zaman söylediği süreden daha uzun olarak gözaltında bekletiyor.
Mülteci arkadaşımızı bıraktılar. Ancak diğer aktivist arkadaşı bırakmadılar. Polis onun kriminal olduğunu söyledi. Şimdi aktivist arkadaşın bırakılmasını bekliyoruz. Kriminal olan polistir ve devletlerdir. Protesto ve direniş yapanlar asla kriminal değildir. Biz suçlulara karşı mücadele ediyoruz. Biz özgürlük savaşçılarıyız. Savaş çıkaranlar, sömürü yapanlar, ırkçılık yapanlar kriminal vakalardır.
Geceyi geçirmek üzere Wiktorya caddesine geldik. Bu gün yaşadığımız sokak çatışmasından sonra üç şehirde bizimle dayanışma yürüyüşleri olacak. Stuttgart, Karlsruhe ve Berlin‘de polisin bize uyguladığı şiddet protesto edilecek.
Kalsruhe‘deki mülteci kampında çok sayıda Hindistanlı mülteci vardı. Bu akşam geldiğimiz proje evinde de Hindistanlı mülteciler var. Bu akşam onlarla bir toplantı yapacağız. Bir yıldır kesintisiz olarak devam eden direnişimizle ilgili olarak onlara bilgiler vereceğiz ve gelecekte neler yapabileceğimiz üzerine tartışmalar yürüteceğiz.
Yaşasın İnsanlaşma Ve Ortaklaşma Mücadelemiz
8.3.2013
Turgay Ulu
Stuttgart/Karlsruhe

07.03.2013 CALMBERG CADDESİNDE YOL KESME EYLEMİ
Dün Mindelheim‘daki bir mülteci kampına gittik. Burası büyük bir kamptı. Arabalarımızı kampın bahçesine park ettik. İlk önce kampın dışında hiç insan görünmüyordu. Biz pankartlarımızı kampın önündeki demir parmaklıklara astık. Daha sonra kapının öünde bir kaç kadın ve çocuk belrdi. Önce çocuklarla sohbet etmee başladık zira çouklar en kolay iletişim kurulan oluyor her zaman. Çocuklardan bir kızın babası Azeri annesi de Farsi idi. İranlı bir aileydi onlar. Küçük kız biraz Türkçe biliyordu. Ona yanımızda olan fındıklardan verdik çok houna giti ve fındıkları ceplerine doldurdu. Bir yandan da diğer inanlara bu fındıkardan dağıtıyordu.
Büyük binanın içine girdiğimizde bir kaç mülteci ile karşılaştık. Kampın büyükçe bir salonu vardı. Yanımızdaki bir Alman kadın, bu binanın çok farklı bir görünümü olduğunu söylüyordu. Gerçekten de mülteci kampları insanların alışık olmadıları bi yapıya sahip, bu kampların görünümleri ve atmosferi hapishanelere benzediği için insanlara pek tanıdık gelmiyor. Ancak hapishanede kalmış birisi bunu anlayabiliyor.
Market sepetlerine yerleştirdiğimiz bildiri ve ilanlarımızı insanlara dağıtmaya başladık. Bir yandan da onların anladığı dilden konuşan aradaşlarımızı çağırıp direnişimiz hakkında bilgiler veriyorduk.
Bu kampın salonu büyüktü ve geniş, beyaz bir duvarı vardı. Hemen yanımızdaki film malzemelerini bu salona yeleştirdik. Kampın görevlileri gelip bizi uyardılar ama biz kimseyi dinlemiyoruz ne istersek onu yapıyoruz. İçerdeki uygun yerlere ve resmi panolara afişlerimizi astık. Pankartlarımızla kampın her yerini donattık. Bir süre sonra insanlar odalarından çıkıp salona gelmeye başladılar ve duvara yansıtarak gösterdiğimiz filmleri ve müzikleri izlemeye başladılar.
Mindelheimdaki bir yerel gazeteci geldi bizim yanımıza. Bizimle röportaj yapmak istiyordu. Hemen ona ne öğrenmek istediğini sorduk hangi gazeteden olduğunu sorduk. Direnişimizle ilgili sorularını ayrıntılı olarak yanıtladık. Bu sırada etrafımıza çok sayıda mülteci toplandı, onlar da konuşmamızı ilgiyle dinlediler. Almanca ve Türkçe olarak yaptıklan çevrileri dinlediler. İngilizce bilen arkadaşlarımız da konuşmalar yaptılar. Böylece direnişimizi ve amaçlarımızı her kesin anlaacağı dilde anlatmış olduk ve mesajlarımızı verdik.
Beyaz, siyah her renkten çouklar çok tatlıydılar. Siyah kız çocuklarının saçları bir iplik yumağı gibi örülmüştü ve her renkten iplikler gibi görünüyordu. Çocuklar bildirilerimizi her kese dağıttılar, bizimle birlikte sloganlar attılar, bizimle birlikte dans ettiler.
Kampın görevlileri etrafımıza toplanmış bizi izliyorlardı, arada bir onlarla sert tartışmalar yaptık. Resmi polisler gelmedi buraya ama iki tane sivil polisin geldiğini öğrendik, onlar da pankartlarımızın fotoğraflerını çekiyorlardı.
Mindelheimde yemeğimizi yedik. O günkü menümüz patates kızartmasıydı. Çocuklarla birlikte patatesleri yedik, meyvelerimizi bilikte paylaştık ve onlarla neşeli bir şekilde vedalaşarak yola koyulduk. Çocklardan birinin ailesi Makedonya‘ya sınır dışı edilmiş o akşam onlar gideceklerdi. Çocuk buna seviniyordu çünkü kardeşini özlemş, kardeşi Makedonya‘da yaşıyormuş.
Ana Caddeyi Trafiye Kapattik
Mindelheim‘dan tekrar gece yattığımız yere giderken bir mülteci kampını daha ziyaret ettik. Camberg caddesinde bulunan bu kamp, şimdiye kadar gördüğüm tüm kamplardan daha kötüydü. Şehrin ortasında büyük ve eski bina. Binanın dışı sıvasız. Binanın içi ise insanın anlatmaya bile midesinin bulanacağı pislik içinde. Tuvaletler yere oturmalı ve tuvaletlerde bokların dışarda yüzdüğünü gördük, kokudan geçilmiyor. Duvarların kenarlarında dört parmak kir bağlamış. Banyoya kokudan girilmiyor. İnsanlar burada uzun yıllardır yaşıyorlar. İki Iraklı mülteciyle tanıştık, biri 15 yıldır orda ve diğeri 10 yıldır bu pisliğin içinde yaşıyorlar.
Bu pislik yuvasının her yerine yumruklu kırmızı afişlerimizi yapıştıkdık. Afişlerin üzerinde „mülteci devrimi yürüyüşü“ yazıyordu. İçerdeki inanlarla konuştuk. Dışarda yüzen bokları kameraya çektik. Ancak bunlar öfkemizin dinmesi için yeterli olmadı. Binadan çıkıp, binanı önündeki ana yolu kapattık. Arabalar durmak zorunda kaldılar. Mülteci kampının hemen yanıbaşında polis karakolu vardı ve anında geldiler. Hiç kimseye danışmadan ana caddeyi kapatmış olmamız onları çok şaşırttı. Uzun bir süre bu ana yolu kapalı tuttuk. Bir süre sonra birileri darbuka getirdiler bize. Kampın içinden de insanlar bize katıldılar ve darbuka çalıp sloganlar attık. Bir arkadaş ilginç Afrika dansları yaptı.
Nörtlingen‘de Bir Kez Daha Yol Kesme
Schututgant‘a gitmek üzere yola çıktık. Nörtlingen‘de bir mülteci kampına gittik. Binanın dışardan görünümü iyiydi ama içi gene aynıydı. Beş kişi bir odada kalıyor, 20 kişi aynı tuvaleti kullanıyorlar.
Artık yol kapatmanın zevkini almıştık ve bu kampta da bildirilerimizi dağıttıktan sonra hemen yakınındaki ana caddeyi trafiye kapattık. Önce kamptaki insanlar çekingen davrandılar ancak sonra onlar da bize katıldılar. Başörtülü iki kadın pankartı alarak kendiliklerinden eyleme katıldılar.bir Kadın küçük kızını da yanına alarak eyleme katıldı. Bir süre trafiyği engelledikten sonra şehir merkezine doğru yürümeye baladık. Kalabalık insanlar arasından sloganlar atarak geçtik ve burada bulunan belediğe binasının önüne geldik. Binanın girişine pankatımzı gerdik. İçeriğe girişi ve çıkışı engelledik. Polisler buna çok öfkelendiler. Biz de onlara beklemenin ne demek olduğunu, bu devleti bu asaları yönetenler biraz öğrensin diyerek karşılık verdik. Uzun bir süre işgal eylemimiz sürdü. Polislerle itişmeler oldu. En sonunda belediye başkanı geldi. Beledyie başkanına o kampta bulunan insanlar sorunlarının neler olduğunu anlattılar. Büyük fotokopisini çekmiş büyütmüş olduğumuz duldunku gösterdik ona. Belediye başkanı kendisinin bu konularda yetkili olmadığını söyedi. Buna benzer bir yığın laf etti ve biz uzun süren eylem, slogan ve şarkılarımızdan sonra arabalarımızın olduğu kampa doğru yürüdük. Bir sonraki durağımız olan Schututgant‘a doğru yolculuk ediyoruz şimdi. Bir yandan da bilgisayarda bu yazıyı yazmaya uğraşıyorum. Grup Yorumdan müzikler çalıyor bilgisyarda.
Bu güne kadar bizim yaşamımızı tecrit altında tutan yasaları kırdık ve bundan sonra artık tüm kapitalist toplum düzeneğini çiğniyoruz. Ya bizi tutuklayıp hapse atacaklar ya da biz özgürlüğümüzü kazanıncaya adar bu düzenin yasa ve kurallarını çiğnemeye devam edeceğiz. Kimseden izin almadan yaptığımız eylemler mülteci kamplarındaki görevlileri de çok şaşırtıyıor. Binaların içine ve dışına yapıştırdığımız afişleri yapmanın yasak olduğunu ve bu yasağı çiğnemeyi nasıl göze almamıza şaşırıyorlar. Alıştırılmış insanların bu durumunu değiştirmek çok zor. Alışılmış hayat biçmi çoğunlukla sömürü sisteminin dayattığı yaşam biçimi ve isanlar bu alışkanlıklarıla barışık bir biçimde yaşıyorlar.
7.3.2013
Turgay Ulu
Nörtlingen

06.03.2013 AUGSBURG‘DA MÜLTECİ KAMPI ZİYARETİ

Almanya‘daki mülteci kamplarına düzenlediğimiz otobüs turunda Augsburg‘tayız. Burada bulunan Neuburg a.d. Donah mülteci kampını ziyaret ederek başladık işe. Zirayet ettiğimiz mülteci kampında bir kaç bina vardı. Üzerinde sarı zemin üzerine kırmızı renkte çizdiğimiz yumruk amblemi olan afişlerimiz olan minübüslerimizle girdik kampın bahçesine. Arabanın birinden Grup Yorum ve Bandista‘nın müziklerini çaldık. Bandista‘nın şarkılarında insanlar dans etmeye başladılar.
Ziyaret ettiğimiz mülteci kampında önce insanlar pek yanımıza gelmek istemediler. Biraz çekingen ve korkarak bakıyorlardı. Ancak zaman ilerledikçe biz onlarla konuşmaya başladık. Onların anladığı dilden bilen arkadaşlarımızı çağırdık ve ayrıca her dilde basmış olduğumuz bildirilerimizi dağıttık.
Mülteci kampının önünde beklerken hava da kararmaya başlamıştı, bu durumdan yararlanarak hemen duvara beyaz bir bez çektik ve yanımızda bulunan Embryo der Freiheit, Marsch der Würde ve Residenzpflisch adlı filmleri gösterdik. Özellikle çok sayıda çocuk ilgiyle izeldiler bu filmleri. Mülteci kampının içine de girdik. Kampta kalan kadınlarla rahat iletişim kurmak için kadın arkadaşlar diyalog kurdular. İnsanlar sorunlarını anlatmaya başladılar. Bizimle konuşan bir Balkanlı mülteci eşinin bir kaç dakika yemeğe geç gelmesi üzerine kendisine yemek verilmediğini söyledi ve bu durum bir ay boyunca devam etmiş. Daha sonra adam, buranın belediye başkanıyla konuşmuş ve buna sorunun çözülmesi için bir randevu vermişler.
Bir arkadaşımız yanlarında getirdikleri kamera, fotoğraf makinesi ve cep telefonlarıyla mülteci kampındaki izolasyon yaşamını begelediler. Bu dökümanları gittiğimiz yerlerde insanlara gösteriyoruz.
Bir süre sonra değişik kamp binalarından çıkan insanlar alanda toplandılar. İngilizce ve Almanca olarak mülteci kamplarındaki insanlık dışı yaşamı ve izolasyon sistemini teşhir eden konuşmalar yaptı arkadaşlarımız.
Programımızın devamında, kalacağımız bir proje evinde toplantı yapmak vardı. Değişik mülteci kamplarından insanlar gelmişti buraya. Direnişimizin değişik boyutlarını anlatmak üzere kendi içimizde görev dağılımı yaptık zira bir yıldır mücadele veriyoruz ve bizim anlatacak şeylerimiz çok. Her birimiz direnişimizin bir alanından konuşmalar yaptık. Konuşmaların ardından izleyiciler söz aldılar onlar da bizimle dayanışma içinde olduklarını ifade eden konuşmalar yaptılar. Karşılıklı soru ve cevaplar oldu. Konuşmaların ardından hemen bir gün önce çekmiş olduğumuz filmi gösterdik. Passau‘daki basın konferansı ve duldung karşıtı yürüyüşümüz sırasında çekilmiş filmleri gösterdik.
Otobüs turuyla biz, direnişimizi duyulmamış köşelere kadar götürüyoruz. Teknolojinin ve iletişimin kolaylaşmış olması, insanların bilgi edinmesini ya da gerçekleri anlamasını otomatik olarak getirmiyor. İnsanlar kendilerine sunulan bilgi kirliliği içinden gerçekleri bulup çıkarmakta zorlanıyorlar ve gerçekleri öğrenmek sanıldığı kadar kolay olmuyor.
Passau‘daki basın konferansımız ve yürüyüşümüz buranın yerel bir televizyonunda yayınlanmış, arkadaşlar onu inetrnetten bulup çıkardılar.
Bu sabah, gene Augsburg‘ta gecelediğimiz proje binasında bir basın konferansı düzenliyoruz. Onlara direnişimizi anlatıyoruz. Basının sordukları soruları cevaplıyoruz.
Otobüs turuna katılmak isteyen yeni arkadaşlar, bizim bulunduğumuz şehre geliyorlar ve biz onları bu şehrin merkezi tren istasyonundan alıyoruz.
Otobüs turu, yerel insiyatiflerin harekete geçmesini sağlıyor. Öncesinden bizim şehre geleceğimizi bilen yerel insiyatifler orada gerçekleştireceğimiz eylem yerlerini ayarlıyorlar, gerekli kontakları kuruyorlar ve biz eylemlerimizi onların ayarladığı plan çerçevesinde gerçekleştiriyoruz. Augsbur‘ta ziyaret ettiğimiz bir mülteci kampında bulunan Afrikalı bir kadın mülteci bizim otobüs turuna katılmaya karar verdi. Arkadaş Fransızca konuşuyordu ve onunla Fransızca konuşan bir arkadaş sayesinde iletişim kurmuş olduk.

6.3.2013
Turgay Ulu
Augsburg